22 Mart 2018 Perşembe

Second chance is a luxury.

"Second chance is a luxury.”


Hayatta bazı şeyler sadece bir kere. AN, bir kere. Şu an, yalnızca şimdide yaşanıyor. Performanslar yalnızca bir kere, hatalar yalnızca bir şansla yaşanıyor. Seçmeler, sınavlar, ilk görüşler, ilkler ve en önemlisi de sonlar…

Aslında ilk ve son var oluyor tek şanslarımız. An büyük, başka büyük yok. 

An büyük, anı yöneten etkenlerle birlikte… Biz bir piyon olmayı seçmedikçe, anı yönetebildiğimizde tüm şanslar bizim için atıyor bir kalp gibi. Yıldızların şamaroğlanıyız neticede. Bazı şeyleri biz denetleyemiyoruz ama anda, yönetimde kalmayı, tek şanslarımızın sonunculuğunu başarıyla kutlamayı bilmeliyiz. 


Belki bir cesaret, belki bir "hayatımda asla yapmam ben bunu" eylemi, belki bir istisna, belki bir dilek, belki bir dua; unutmayın ki bir kere olabilir. İlk sadece bir kez. Son gibi. Ve bugün de bir çok ilk son olarak söndü, bir kayan yıldız gibi düştü, ayakları yere indiren, çeneyi yukarı, göğsü dışarı iten bir ivme oldu. 


İkinci şanslar lükstür. Yoktur aslında. Biz yoktan var ederiz aslında onları.  Aslında her şey ilkinde sonlanmıştır, bu döngü hep varolur. Her şey ilktir. 

İkinci şanslar da ilktir ve kusuruma bakmayın da hakkımız mıdır değil midir, duruma göre değişir. Bazen kendime sert olmayayım, deneyeyimlerdir…. 

Bazen yüzsüzlükler… Bazen başarmaya giden dilimlerdir… Bazen kaybetmeye giden dilimler… Bazen gururumu bir kenara koyayımlardır. 

Bazen aşk her şeyden büyüktür demektir. Her ne ise bu şanslar, o şanslar hep vardır. İkinci şans aslında yoktur. Her şey bir ilktir. Her şey an içinde sondur. 

Ve ne yazık ki ve iyi ki bazı sonlar sonsuzdur. Mutlu ya da mutsuz... 


Read More

16 Mart 2018 Cuma

Nefret yok

*Birini ya seversin umrundadır her şeyiyle 

*ya sevmezsin ve umrunda değildir, 

*ya da nefret edersin ama çok da umrunda değildir aman benden uzak olsun dersin, 

*çok sevdiğin halde seni çok üzdüğü için nefret edersin ama gerçek bir nefret değildir bu hemen geçer ya da sadece kızgınlık diyelim çünkü ah keşke özür dilese diye içinden dua edersin. 


Tamam bunları anlıyorum ama *nefret edip çok önem vermek buna mesai harcamak nedir onu anlayamıyorum. Hazmedilmemiş şeylerin, nefret edilen kişiden bağımsızca nefret eden kişiye zarar vermesi gerek böyle bir şey için. 


Yani efendime söyleyeyim kısacası; hater olmak nedir abi, işi gücü yok mu insanların da kişiliksizce sahte hesap alıp  0 followers ile söylemeye cesaret bulamadıklarını kusuyor? Sıkıyorsa kendi adınla yaz, klavyeyle değil yüzüne söyle insanların, olmaz mı? 

Bu arada; böyle bir sorunum yok. Gülüp geçtiğim nadir mesajlar oluyor ama o da olmasa olmazdı. 


Bir de büyük bir sorun “I hate that I love you” sendromu diye adlandırdığım sevdiği için kendine kızıp kişiyi boklama girişimi var. Kişiyi gözünde küçültmek ve kendini soğutmak için her şeyi yapar, ama o kadar bağımlıdır ki ona, kopamadığı için kendine kızar. Belki boklarken kendini bir an için iyi hisseder. Bu kendini aldatışıdır. Neden bu kadar sevdiğini bilemez bile. Güzellikleri gördüğüne kızar. Başkalarında onu görmeyi sever ve sevmez. Onu küçültüp, kendini büyük hissetmek ister. Bunu istemek için bir şekilde kendini küçük hissetmiş olması gerekir herhalde. Ama bu kişiyle ilgili çok da değildir. Özgüvenli insan kendisini biraz zor küçük hisseder. 


Belki arkadaşlarımız da bizim gözümüzde onu küçültüp, bizi ondan soğutmaya çalışırlar. Oysa ki bence çok yanlıştır bu. Ben bunu yapmıyorum. 

Ben sevdiğim kimseyi bir anlık küçültmemekten yanayım. Bu kimseye bir kazanç sağlamıyor. Sadece eksi ve artı her şeyde var. Bunların dengesini, hesabını yapmak lazım. 


Oysa ki insan ya sever ya sevmez. Kendimize cesur olmak lazım. Herkesin sevdiğimiz, sevmediğimiz yönleri vardır elbette. Kimse istediğimiz gibi mükemmel olamaz. Bizim aradığımız hep söylediğim gibi, katlanılabilir yani artı yanları eksilerini götüren bir partner bulmaktır. Yani sevdiğin yönlerini o kadar seversin ki gözün razıdır her şeye. Zaten razı olmayacaksan hep yalnız kalırsın. Harcarsın herkesi elinde, gerçekten sevgi ve birliktelik nedir öğrenemeden ot gibi yaşarsın. Ot gibi yaşamak gerçek sevginin bağlılığın tadını hiç öğrenememektir bence. Yani onunla bununla şununla tozmak skor peşinde koşmak yaşamak değil, hiçbir şey anlamadan ot gibi yaşamaktır. Çünkü en temelde hepimizin dileği sevgi, sevilmek, sevmektir.Hepimizin ilacı budur. İlacını almak istemeyen bir çocuk olmak o çocuğu aç ve hasta kılar, büyütmez. 


Bir insandan nefret etmek, onu hatırlamak, yanında taşımak demektir.

Onu affedip azad etmek, moving on dediğimiz şeyi doğurur. 


Ben kimseden nefret etmiyorum. Düşünüyorum kaç gündür. Evet,  kimseden… Ben pamuk gibi insamışım ya düşününce. En bana zarar vermiş kişilerden bile… Sevmezsen, hayatında tutmazsın bu kadar basit. Neden bu kadar basit olamıyor peki? Çünkü seviyorsun. Hem de korkakça. YOU FUCKING LOVE HER/HIM AND YOU CANNOT EVEN CONFESS IT. 


Sevsen de hayatından çıkarabiliyorsun. O da ayrı konu. Bazen işler yolunda gitmiyor ve katlanamayacağın biri olduğunu düşünüyorsun ya da katlanmanın gereksiz ve adil olmadığını düşünüyorsun bu hala sevmediğin anlamına gelmiyor.



Neden sürekli bokladığın birini unutamaz insan? 

Söyleyeyim, kendisini sevemediği için. Kendisinin sevilecek biri olduğunu içten düşünemediği için.  İnsan kendisini severse kimseye bağımlı olmaz. 

Kendisini severse bağımlı olmadan hastalıklı olmayan bir sevgi bulabilir. 

Bağlı olmaktan bahsetmiyorum, bağımlı olmaktan bahsediyorum. 



Yani abicim, delikanlı bir kadınımdır. Ne varsa içimde, dışımda da odur. 

Birini severim söylerim. Sevmem söylerim, uzağımdadır. Ya seversin ya sevmezsin. Ya sever ve güzelliklerine hayran hatalarına razısındır.Ya sevmezsin umrunda da olmasın… 


Gerçek sevgi hastalıklı bir şey değildir. O hastalıklı durumlar kişinin error’leriyle ilgilidir. Gerçek sevgi kısa devrelerden arınmış,  güvenli sevgidir. 



Not: Kimseye ithafta bulunmadım. Kimseyi kastederek yazı yazmadım. Kimseyi bu yazının odağına yerleştirmedim. Tamamen her yazımda olduğu gibi, genel kendi kendime düşündüğüm, yazdığım düşüncelerimdir. 


Read More

11 Ocak 2018 Perşembe

Hayat bu, gelir, başedersin, geçer.

Bence; her birimiz biriciğiz. Her gün başka bir gün ve yaşayan başka bir ben. Hiçbir yarış belki de eşit ve gerekli değil. Kendimizle yarışmak bile bazen...Her performans günü dış etkinler farklı, içimde olanlar farklı, bedenimde olanlar farklı... Kendimi hangi güne göre yenebilirim? Hangi günüme göre kendimi eşitleyebilirim ki? Her hatam benim yüzümden mi?  Bugün nasıl hissettiğim, çevremde olanlar, karşımdaki kişinin mutluluğu, sahne içindeki her şey, her şeyi değiştirebilir. Bu sebeple ne hiçbir hata sadece benim, ne hiçbir başarı... Bu sebeple belki kendimle, yani her gün başka olan bir benle yarışamam ama sınırlarımı aşabilme tekniklerimi geliştirebilirim. Kaosla mücadele etme skillerimi geliştirebilirim ve bana gelen düğümle gole çevirmek üzere başa çıkabilmeyi geliştirebilirim ancak. Çünkü hayat bu. Gelir, baş edersin, geçer.

Read More